Tugba Ozay "Bedelini odedim"
Tuğba Özay, yaşadıklanının bedelini nasıl ödediğini ve yaşadıklarını anlattı.
Paşakapısı Cezaevi'nde geçirdiği aylardan sonra olanca hızıyla iş hayatına dönüş yapan manken, yeni filmini, projelerini ve planladığı jübilesini anlattı. İçerideyken insanlara güvenini kaybettiğini, hayata bakışının değiştiğini söyleyen Özay, buna rağmen özgüveninden hiçbir şey kaybetmediğini şu sözlerle kanıtladı: "Bazı kadınlarla 3-5 gün arkadaşlık yaparsın, bazılarına ömür boyu tutulacağını hissedersin. Ben onlardanım. Beraber olduğum kişi birçok "ilk"i benimle yaşar diyorum. Ben gökkuşağıyım."
Bir peşmergeyi canlandırdığınız "Saddam'ın Askerleri" filminden başlayalım isterseniz...
- Kültür Bakanlığı destekli ve festivallere katılacak bir film bu. Ben de Zine adlı savaşçı ruhlu, kimseye boyun eğmeyen bir kızı canlandırıyorum. Film, Saddam döneminde, Kuzey Irak
'ta peşmergelere uygulanan zulmü anlatıyor.Bu ilk sinema filminiz değil mi?
- Evet ama sahne tozunu 7 yaşındayken yutmuş biriyim. Çocukluğumdan beri oyunculuk aşkı vardı içimde. Kadıköy Halk Eğitim Merkezi'nde eğitim aldım. Okul yıllarımda oyunlar yazar, arkadaşlarımı toplayıp özel günlerde onlarla sahneye çıkardım. 16 yaşındayken de TRT'de "Sonradan Görmeler" dizisine başladım. En son Burak Hakkı'yla "Paşalı" adlı TVfilminde rol aldım.
Cezaevi günleri öğrenciliği sekteye uğrattı, ama iş konusunda pek kaybınız olmadı. Olanca hızınızla döndünüz camiaya...
- Evet, çünkü benim yaşadıklarım, herkesin başına gelebilecek şeylerdir. Sonuçta başımı öne eğdirecek bir şey yapmadım.
Paşakapısı'nda geçen aylar, size neler kattı?
- Cezaevi bana sabretmeyi, olaylar karşısında dik durabilmeyi öğretti.
İçerideyken yazdığınız kitap yakında piyasaya çıkıyormuş...
- Evet, Doğan Kitap'tan çıkıyor. Adı "Bedel"... Beni şu anda en çok heyecanlandıran da bu kitap... Yani yakında dillere destan bir çocuk doğuracağım. Herkes bu kitapta kendisinden bir şeyler bulacak. Şöhretin, sevdanın, hatalı bir arkadaşlığın, kadın olmanın, güzelliğin bir bedeli var.
Bu kitap ortalığı karıştırır mı, bazılarını rahatsız eder mi?
- Ortalığı karıştırmak için kitaptan bir şeyler çıkaracak insanlar olabilir. Bu popüler kültürün kaçınılmaz sonucu zaten. Şunu söyleyeyim; şöhret çok tehlikeli bir şey. Ben de bir canım, bir insanım sonuçta. Bu acıları çeke çeke taşlaşacağım, ama taş olmak istemiyorum.
En çok hangi bedel sizi incitti ya da incitiyor?
- Hiçbiri beni incitmiyor. Çok kaderci biri oldum. Demek ki bunu yaşayacakmışım, bu olmasa belki başka bir sınavdan geçecekmişim diyorum.
Peki cezaevine girmek size hiçbir şey kaybettirmedi mi?
- Şöhretin, aşık olmanın, kadın olmanın bedelini ödedim. Ama daha neler çıkacak karşımıza kim bilir... Bela sizi bulmak istiyorsa, evinizde otururken bile bulur.
Aşkın bedelini nasıl ödediğinizi sorsam...
- Yaşandı bitti, artık çok fazla konuşmak istemediğim bir konu bu. O yüzden herkes kendi yoluna baksın, mutlu olsun, insanca yaşasın.
Ya mankenlik? Kapanıyor mu o dosya?
- Evet, bu yıl çok görkemli bir jübile yaparak podyuma veda etmeyi düşünüyorum. 14 sene moda sektörüne hizmet etmiş bir insanım. Yıllarca bir dernek kurulması için mücadele ettim. En kısa zamanda da MODER ve Tuğba Özay Fashion Academy'yi hayata geçirmek istiyorum. Tabii işin eğitmenlik kısmına geçtikten sonra podyumlardan çekileceğim.
Bu yıl ya evlenecek ya da öleceğim demiştim
- 2007 yılı desem, neler söylersiniz?
2007 yılını silmek istiyorum. Zaten 2007'ye girişim bile tatsızdı. Annemle babama sarıldığımda içimden şu geçti: Ben bu sene ya evleneceğim ya da öleceğim! Böyle saçma sapan bir düşünce vurdu geçti beni, ağlamaya başladım.
- Sonrasında da olanlar oldu...
Evet, akabinde başladı her şey: Hatalı bir arkadaşlık, orman yangınında çiftliğimin harap olması... Ardından paraşütle yaptığım atlayışta ölümden dönmem; az kalsın 600 metreden çakılıyordum. Derken içeri girdim ve orada da ayağım kırıldı
Kaynak : hurriyet





